|
- Hayatın Gerçekleri -
Nasihat (11)
İnsan ve şeytan ezeli düşman.
En büyük hatan haddini aşman.
Yavaş ol koşma, yolda yürürken.
Haklıyı gözet karar verirken.
Acele etme, dur konuşurken.
Terk edip gitme söz söylenirken.
Hasan Çoban, 12.01.2010, Ankara
----- --------
Doğruyu Bulmak (10)
Yoksa gidecek yolunuz; ataların izinden gidiniz.
Aksi doğrulanana kadar, her doğruyu kabul ediniz.
Kesin doğru diye bir hüküm yoktur, bilimin temelinde.
Doğruyu, buluncaya kadar aramaya devam ediniz.
Hasan Çoban,
07.06.2008, Ankara
----- --------
Cennetin Yolu
(9)
“Kocası, karısının hem cennetidir, hem cehennemi”.
Kadının, kocasına gösterdiği davranış biçemi,
Kadını, Mahşerde cennete veya cehenneme çeker,
Kocasına ise dünyayı cennet veya cehennem eder.
Karısı, kocasının hem cennetidir, hem cehennemi.
Kocanın, karısına gösterdiği davranış biçemi,
Adamı, Mahşerde cennete veya cehenneme çeker,
Karısına ise dünyayı cennet veya cehennem eder.
Birbirleri ile geçinemeseler de ilk yıllarda.
Karı-koca, birbirine yoldaş olur son zamanlarda.
Madem ki, hoş görülü olup birbirini severler.
Bu cihanda ya da iki cihanda cennete giderler.
Hasan Çoban,
18.08.2009, Ankara
----- --------
Evlat
Acısı Gibi (8)
Çoban baba ne kadar da sevinmişti oğlu olduğuna.
Kimse inanmamıştı çocuğunun tarlada doğduğuna.
Büyüsün adam olsun diye yelden bile sakınırlarken.
İnanamadılar çocukluk çağının elden uçtuğuna.
Gönderdiler okula beyaz kazakla elinde çantası.
Çocuk gördüklerinden, yoktu üzerinde siyah forması.
Öğretmen, “bu çocuk küçük, büyüsün de getirin” deyince.
Annesi fısıldadı “evde bakacak yok, bakar hocası”.
Göz açıp kapayıncaya kadar nasıl da bitti ilk okul.
Yoksul Anadolu köyünde yoktu gidecek başka okul.
İlla uzak yerlere gitmek gerekirdi okumak için.
Derekeden kurtulma yolu, bitirmekti bir yüksek okul.
Öğretmeni: “bu çocuk okumalı bir çaresi bulunur”.
Unutma ki, kaçırılan fırsatlar için pişman olunur”.
Babası: “cahilim, hor görme, ben de bilirim pişmanlığı.
Oğlum için ölürüm, lakin, geçim yolu nasıl bulunur”.
İlim için, öğrenmek için nice dağlar, iller aşılır.
Kola yastık diye yatılır, açlığa bile alışılır.
Fakat!, kaf dağı gibi engel var yoksul ailenin önünde.
Bu yoklukta yol ve okul masrafları nasıl karşılanır.
Çocuk yalvarır gibi bakar babasına, gözleri yaşlı.
Karşı gelemez, umutsuzca bekler, biraz da çatık kaşlı.
Çaresiz kalan baba, uzaklaşıp kuytu yere çekilir.
Ağlar sessizce, görünmek istemez kimseye gözü yaşlı.
Sonra, sanki suç işlemiş gibi, çekinerek geri gelir.
Üzüntü, sıkıntı ve bitkinlikten başı öne eğilir.
“Ne kadar sevinmiştim oğlum olduğuna yıllarca önce.
Bu acı ise, evlat acısı gibi” diye mırıldanır.
Çoban kardeş: “bak, üzülme belli ki ağlamışsın sözüme”.
”Yok hocam, erkekler ağlamaz, toz kaçmış olmalı gözüme”.
Deyip ekledi baba “çocuğu okula gönder dersin ya,
Yoksulluk ve çaresizlik bıçak gibi saplanır göğsüme”.
Hasan Çoban,
29.05.2009, Ankara
----- --------
Hayatın Anlamı
Olmalı (7)
Yoksa, uğrunda yaşanacak bir amacın ve idealin,
Yaşamanın da, çalışmanın da bir anlamı yok demektir.
Varsa, hayatında çaba göstermeye değer bir hedefin,
O, hayatta kalmaya değecek, gerçek bir sebep demektir.
Sahip isen bir amaca gerçekçi ve ulaşılabilir,
Umutlanır, çalışır ve kaygılanırsın ulaşmak için.
Kaygılar nasıl olur da hayatımızı mahvedebilir,
Aksine, şevk ve heyecan verir insana yaşamak için.
Dostlarımızla karşılaştığımız zaman istemeyerek,
Nezaket gereği birbirimize hal hatır sorduğumuzda.
Yutkunarak, “iyiyiz” dersek, karşılıklı gülümseyerek.
İnan, acınacak haldedir dostumuz da, dostluğumuz da.
Hasan Çoban, 26.10.2008, Ankara
----- --------
Hazırlık (6)
Başın derde girerse,
Akıl veren çok olur.
Garip kimse düşerse,
Yol gösteren yok olur.
Sen tedbirini al da,
Yolda olur azığın.
Kalırsın düz yollarda,
Yoksa bir hazırlığın.
İbret al etrafından,
Mağrur olma yürürken.
Layığınca hazırlan,
Menziline varırken.
Bırakırsan bilimi,
Ortalıkta kalırsın.
Unutursan dilini,
Badireye dalarsın.
Hayat zaten kısadır.
Onu daha kısaltma.
Ömrü yıkan tasadır.
Dostlarını bunaltma.
Dünya sınav yeridir.
Bunlara hep hazırlan.
Çalışmak çok haz verir.
Hayata sıkıca bağlan.
Hasan Çoban, 23.02.2008, Ankara
----- --------
Kalp Kırılması (5)
Kalp kırmak vazo kırmaya, hiç mi hiç
benzemez.
Gürültüsü azdır, acısına dayanılmaz.
İstediğini söylemek değildir özgürlük.
Dikkat et!, sanma ki mazlumun ah-ı alınmaz.
Hasan Çoban, 26.11.2008, Ankara
--- ----
Ölüm ve Eşitlik (4)
Eser dağlardan rüzgar çünkü ovalar engin.
Yok mu ölümsüzlüğe çare bulan bir bilgin.
Neler vermez ki hayatta kalmak için insan.
Zenginlik nafile, sonunda düşeriz dingin.
Yiğidin ölümden hiç korkusu olmasaydı.
Sevenlerin sevgisi yerini tam bulsaydı.
Ah!, ölüm engellenebilir miydi acaba,
Ruhumuz bedenimizden uzaklaşmasaydı.
Ahir ömründe dört kolluya bindiği zaman,
Sen yoksulsun, benim sırça saraylarda kalan,
Sen kurtulursun, benim dünyam olsun ebedi,
Yer değişelim der mi kalana aklı olan.
Dünyalık ecelin vakitsizce dolduğu an.
Azrail etrafında gülerek döndüğü an.
İnan, durduramazsın ruhun yolculuğunu,
Maldan ve yardan ayrılık vakti geldiği an.
Sağlıklı, güçlü veya zengin olan kimseler,
Hasta, güçsüz, çaresiz ya da yoksul düşseler.
Her insan aynı şekilde uzanır toprağa.
Cepsiz elbisede adalet tecelli eder.
Zengin, fakir, beyaz veya esmer, ne fark eder.
Sırası gelen beklemeden toprağa gider.
Gerçek eşitlik ölümle yaşanır inan ki,
Her fani çıplak beden ile ahrete göçer.
Hasan Çoban, 7.6.2008, Ankara
----- --------
Cevabı İçinde Olan
Sorular (3)
Ortalıkta avare dolaşan mı hayata bağlıdır,
Yoksa, amacına ulaşmak için candan çalışan mı?
Önüne geleni kıran, azarlayan mı sevimlidir,
Yoksa, karşılıksız gülümseyen ve iyilik yapan
mı?
Önde gideni kıskanan ve engelleyen mi kazanır,
Yoksa, kendi işine bakıp, canla, başla çalışan
mı?
Eline bir iş alıp durmadan çalışan mı yorulur,
Yoksa, elindeki işi angarya olarak gören mi?
Durmadan okuyup kendini yenileyen mı körleşir,
Yoksa, hiç okumayıp, okuyanları küçümseyen mi?
Topluma yön veren sanatla beslenen mi
kültürlüdür,
Yoksa, ömründe bir kez bile tiyatroya gitmeyen
mi?
Geç vakte kadar yatıp uyuyan mı başarılı olur,
Yoksa, erken kalkıp yürüyen ve düzenli çalışan
mı?
Sırça sarayda kendi başına yaşayan mı mutludur,
Yoksa, her zaman dostları ile hayatı paylaşan
mı?
Yaşamak, çatlayana kadar yiyip sonra kusmak
mıdır,
Yoksa, yediklerini aç ve muhtaçlarla paylaşmak
mı?
Hasan Çoban, 24.05.2008, Ankara
----- --------
Dinleyen Dinlenir
(2)
Karşısında olsak bir insanın fikrine ve zikrine
her ne kadar.
Nezaketle dinlemeli, kesmemeliyiz sözünü durana
kadar.
Acele etmemeli, kızmamalı ve ayrılmamalıyız
huzurdan.
Sonra tek, tek söylemeliyiz düşüncelerimizi
sonuna kadar.
Sözünü dinlediğin insan mutluluk duyar ve
güvenir özüne.
Değer verilmenin mutluluğu ve olgunluğuyla bakar
gözüne.
Kendisinin düşüncelerine de önem verildiği
inancıyla,
Hep saygıyla dinler seni, önem verir ve inanır
senin sözüne.
Hasan Çoban, Ankara, 02.08.2008
----- --------
İnsanlık Nerede?
(1)
Sorsanız, “diğer
canlılarla farkımız nedir?” diye.
Söylenir hep, bizdeki
amaç ve iradedir diye.
Gün gelir de, bu
özelliklerimizi yitirirsek.
Bakarız etrafımıza,
"insanlık nerede" diye.
Hasan Çoban, Ankara, 03.05.2008
|